
eskiden depresyon bana yakışmazdı. bir numara falan büyük dururdu.
şimdi büyüdüm sanırım. tam oturdu üzerime.
insan dediğin buzdağı gibi olmalı. iç dünyası, dışa yansıttığının iki katı olmalı.
ama bazen iç dünyandan taşıyorsun ya, anlatıyorsun, yazıyorsun, çiziyorsun...
buraya yazamadığım çok şey var. defterlere yazıyorum. ama defterlere yazamadıklarım nolcak onu hiç bilmiyorum. günün birinde bana yol, su, elektrik olarak geri dönecek sanırım.
durduk yere mutsuz olmakla, her şeyden mutlu olmak arasında gidip geliyorum. çok mutluyum, çok mutsuzum. eskiden bunları hiç sorgulamazdım. mutlu olduğum günleri şanslı günlerimden saymazdım. doğal bir şeydi çünkü...
hala içimde, beklediğim otobüs erken geldiğinde "yihuuuu!" diye bağıran bir çocuk var. iki küçük çocuğun saçma diyoloğunu duyduğunda gülmekten ölen. herhangi biriyle göz göze geldiğinde gülümseyen...
diğer yandan bir şarkıda, anısını bıraktığı mekanın önünden geçtiğinde, bir parfüm kokusunda, mutsuz bir aile tablosunda, bir anda hüzünlenen biri var. ismini bilmediğim. kaç yaşında kim bilir? ama öyle büyük ki bazen ondan korkuyorum.
biraz düşününce tüm bunları yazmak çok saçma. buzdağımın görünmeyen kısmını yani. kime ne ki bunlardan? ben bile kaçarken kendimle hesaplaşmaktan insanlar neden igilensin?
yazmak saçma evet. bir kitabın içindekiler değil ki bu. benim içimdekiler. saçmalıyorum. yalnız bir cumartesi akşamından çok şey beklememek gerekir sanırım.
4 yorum:
aynı duygular içindeyim. 22 yıldır sorgulamadıklarımı sorguluyorum. buna istanbul neden oldu galiba. ya da şu saçma iş hayatı
Yazıların o kadar tanıdık geliyor ki... Sanki 2 dakika önce tanıştığın bir insanı yıllardır tanıyormuşsun gibi.
herkes aynı şeyleri yaşıyor sanırsam. ama geç ama erken.
Ben hiç mi hiç yaşamıyorum bu tür problemler.
Yorum Gönder